09 Temmuz 2009 Perşembe
06 Temmuz 2009 Pazartesi
01 Temmuz 2009 Çarşamba
sen hiç bilmiyordun ..

seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi
onca zamanın üstünde eskimeyen bi düşüncesin şimdi
insan hergün anımsar mı aynı gözleri
sevinçlerim oluyordun arasıra
sen hiç bilmiyordun ..
sonra herhangi biri oldun
bütün sevinçlerim bittikten sonra
yağmurlar yağdı serin haziran akşamları
derken bigün uzaktan gördüm seni
saçların bana inat
başın herşeye meydan okuyarak işte yine aynı
kalbimi acıttın
her zamanki gibi
değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
şimdi bunları anlatsa sana birileri
kimbilir
ya da boşver bilme en iyisi...
08 Mart 2009 Pazar
YENİ pisilerimmm :) BURLARDAYIM . :)
03 Mart 2009 Salı
23 Şubat 2009 Pazartesi
18 Şubat 2009 Çarşamba
17 Şubat 2009 Salı
16 Şubat 2009 Pazartesi
böyleceyim..pisi
Gerçekten de, doğmadan önce, gerçekleşmesi söz konusu olacak ya da olmayacak sonsuz sayıda olasılık arasında bulunuyoruz, oysa bir kez ölünce, ne (artık tümüyle malı olduğumuz ama üzerinde hiçbir etkimizin kalmadığı) geçmişte, ne de (üzerinde etkimiz olsa da, bize yasaklanan) gelecekte gerçekleşebiliyoruz. calvino..
13 Şubat 2009 Cuma
12 Şubat 2009 Perşembe
11 Şubat 2009 Çarşamba
kedi
09 Şubat 2009 Pazartesi
Sizin Bağımlılıklarınız sadece ‘’ YASAL ’’
Sonra zavallı, aşağılık ,pislik ben oluyorum.
Siz hangi zavallı ,hasta aşağılık pislik
Gidiyorum Çünkü sizinle sidik yarıştırmayı reddediyorum.
Televizyonu , telefonu fişten çektim.
Kapıyı ve pencereyi kilitledim.
Kiramı ve faturalarımı ödedim.
Parayı nereden mi buldum?
Tabiî ki sizden çaldım.Yani benden çalacağınızı geri aldım
Şimdi mümkünse çıkmanızı rica edeceğim ve eğer çocuklarınızın bir deli , serseri bir sufi,bir devrimci veya uyuşturucu bağımlısı olmasını istemiyorsanız çıkarken ayaklarını pas pasa silin..
07 Şubat 2009 Cumartesi
05 Şubat 2009 Perşembe
...
02 Şubat 2009 Pazartesi
yağmur olur geçen yıllar, şemsiyen var mı?
içinde kalabalıklar sırılsıklam, ölüm dediğin aslında yalnızlıkmış
bir sabah bir bakıyorsun,herkes gitmiş,
30 Ocak 2009 Cuma
29 Ocak 2009 Perşembe
isimsiz
Tüm kural, inanç ve ahlak yargılarının dışında kalarak anlaşılamayanı anlayarak
Var Olmayanı yokluğun içinde arayarak
"bazen kurmaca gerçekten daha inandırıcıdır."
27 Ocak 2009 Salı
Bay Palomar
26 Ocak 2009 Pazartesi
25 Ocak 2009 Pazar
By Palomar.
By Palomar kıyıda ayakta duruyor ve bir dalgaya bakıyor.
Kendini dalgaları hayranlıkla seyretmeye kaptırmış değil.
Kaptırmış değil çünkü ne yaptığını çok iyi biliyor.
Bir dalgaya bakmak istiyor ve bakıyor.
Hayranlıkla seyretmiyor da çünkü hayranlıkla seyretmek için , elverişli bir yapı
Elverişli bir ruhsal durum ve elverişli dış koşulların bir araya gelmesi gerekir.
Ve By Palomar , ilke olarak hayranlıkla seyretmeye karşı olmasa da bu üç koşuldan Hiç birisi yok kendisinde ….
Çılgın ve kapalı bir dünyada yaşayan sinirli bir insan olan ...By Palomar ,dış dünya ile İlişkisini azaltma eğiliminde ve kendini genel sinir zayıflığından korumak için, duyumlarını Ve duygularını elinden geldiğince denetim altında tutmaya çalışıyor…
24 Ocak 2009 Cumartesi
Yanımdan biri geçiyordu. Ben tekrar seslendim: "Teresa!" Adam yanıma gelip, "Sesini yükseltmezsen seni duymaz. Gel bir de beraber deneyelim. Üç deyince ikimiz birden bağıralım," dedi. "Bir, iki, üç," deyince ikimiz birden haykırdık: "Tereeeeesaaa!"
Tam adam gibi bağırmaya başlamıştık ki, alelade sesli, çilli bir adam, "Peki evde olduğuna emin misin?" diye sordu.
"Değilim," dedim.
"Bak şimdi olmadı işte," dedi bir diğeri. "Anahtarını unuttun, değil mi?"
"Doğrusunu isterseniz anahtar yanımda," dedim.
"Ee, o zaman neden çıkmıyorsun yukarıya?" diye sordular.
"Ben burada oturmuyorum ki," dedim. "Şehrin karşı yakasında evim."
"Merakımı hoş görürsen," dedi çilli ses, özene bezene, "orada kimin oturduğunu sorabilir miyim?"
"İnanın bilmiyorum," dedim. Buna biraz bozulur gibi oldular.
"Rica etsek söyler misin," dişlerinin arasından konuşan bir ses, "neden burada dikilip Teresa diye bağırıyorsun?"
"Bana göre hava hoş," dedim. "Başka birini de çağırabiliriz, isterseniz başka bir evi deneyelim, valla hiç fark etmez."
Ötekiler bir parça sinirlendi.
"Bizimle dalga geçmiyorsun, değil mi?" diye sordu çilli, kuşkulu bir edayla.
"Bu da ne demek şimdi?" Sıkıntılı bir kaç saniye yaşadık.
"Bak," dedi, efendiden biri, "Son bir kez Teresa'yı çağırırız sonra herkes evli evine köylü köyüne."
Öyle de yaptık. "Bir iki üç Teresa!" Ama pek de iyi çıkmamıştı sesimiz. Derken herkes evinin yolunu tuttu.
Meydana geldiğimde arkamda biri hala bağırıyordu: "Tee-reee-sa!"
Orda durmuş bağırıyordu. Biri inatçı çıkmıştı.
Calvino
18 Ocak 2009 Pazar
1-pisi
bir yere uğrayıp bir kaç kadeh bir şeyler içmediyse
eve gelip yemeği yedikten, koltuğu yaslanıp şöyle okkalıca bi küfür salladıktan sonra şu düzene gözlükleri çıkartıp demlice bir çay ince belli bardakta yanında şu dili ağır kitaplarından biri:)
2 pisi
evden çıkmaz,çokcada sevmez bu insanları aklındaki kutsal içeceğe tapmaya başlamadıysa eğer,koca bir fincan kahve yapar en sertinden şekersiz.caanım kahvenin içinde şekerin ne işi var ki zaten, sonra dili karışık kitaplardan birini alır. çekilir köşesine dizinde bir kedi ile kitapta kaybolur :)
3 pisi
Evsiz ve barksız biri olaraktan uyanmış olabilir herhangi bir kadının evinde ..kadınlarsa sever yüzü güzel şairi.. bir sanatçıdır en nihayetinde .. türk kahvesi sever en orta kıvamında . yanında 1şiir ve çicekleri koydu mu tamamdır gece ve nektar.
4 pisi ‘ye
sabah uyanır küçük kasabadaki evde şöyle köy bakkalına gürür biraz süt ve ekmek alır.
Güzel bir kahvaltıdan sonra oturur verandaya sallanan sandalyesine bir yanında kediler diğer yanında huzur. Şöyle güzel bir şarap açar……
16 Ocak 2009 Cuma
14 Ocak 2009 Çarşamba
Yerçekimli Karanfil /
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi E.C.
11 Ocak 2009 Pazar
Alıntı mi ki ?...o.atay
Neden? Unuttum. Dur, hayır; unutmadım.
Yalniz kaldikça, yalniz kalmaktan korktukça... Aynadan uzaklaştım; fakat biliyordum, böyle bir düşünceydi. şimdi kendime gelirim.
Buldum: Yalniz kalmaktan korktukça yalnızlıgım artıyor. Bu sefer gerçekten gülümsedim. Ister görün, ister görmeyin; gülümsedim işte.
Sonra, birden o zarfı gördüm. Korıdorda bulunan tanıdık eşyanın dışında tek yabancı şey oldugu için, onu hemen gördüm:
Demek ki, üstü yazılı olmayan bu zarf yeniydi. (Bu "demek ki"ler beni her zaman rahatlatırdı) Fakat ben oraya zarf koymazdım. Çünkü zarfım yoktu evde. Çünkü kimseye mektup yazmadım..
Çünkü kimse bana mektup yazmazdı. Korktum.. Zarfi, oldugu yere biraktim.
09 Ocak 2009 Cuma
Oyunlarla yaşayanlar / O.atay
adam - oyun yazmaktan olmuştur.
kadın -belkide karıştırmıyorum. belkide insanlar aynı oyunları oynuyorlar,
hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar.
Oyunlar yüzünden geldi bunlar başımıza.
Senin yüzünden oldu. Bu oyunları başıma sarmasaydın ikide bir ölümü ve seni düşünmek zorunda kalmayacaktım..
07 Ocak 2009 Çarşamba
sesimi duyabiliyorsan , seninde canın yandığındandır.yaramı görebiyorsan aynı bıcak açtığındandır.
buda geçer diyebiliyorsan 30 'u aştığından dır…
Oyundan çıkabilirsin
Bırakıp gidebilirsin, Kaçarak saklana bilirsin.. Lakin..
Biri yerini söyler, hayat bulur sobeler..
Başladığın yere dönebilirsin…
Zaman zaman dalıp gidiyorsan, dün bugüne sarktığındandır.
Bir tebessüm edebiliyorsan bugün yarına hatıradır..
buda geçer diyebiliyorsan 30 'u aştığından dır…
01 Ocak 2009 Perşembe
....
Ve ben bulutların arasından sisli bir kent görürüm yalnızca.Baktığım yerde görürüm onu.
Her gün onu görürüm karşımda .
Önümden geçer.
Konuşmaz.
Ne zaman benim durduğum noktadan geçecek diye düşünmem.
Beklemem ne zaman gelecek diye yada ne zaman konuşacak diye.
İstasyonda ben uğurlarım onu ve her limanda ben karşılarım onu..
Agathadaimon Tapınağında Gece Seremonisi
ımsamaklanetlerimi kutsamak
çoklukta yokluğu,yoklukta engin varoluşu duyumsamak
ruhumun meşgul olduğu başlıca konu
yarattığım mitoslar suyunu çekene kadar
rölantide de olsa sürdüreceğim imzamın eskortluğunu
....
http://firtinakahini.blogspot.com/
not : kandilli nektarlı buhurlu ve buhranlı kadim dostun..
extrem duyarga mektuplarını özlüyor..
28 Aralık 2008 Pazar
27 Aralık 2008 Cumartesi
........
peki ya sen! hiç hikayen yok mu senin?
yanli$ bu sözcükler.
bir sokaktan, kendiminkine nasil gecmeliyim. sinirlarimi böyle yitirmi$ken...
inan bıktım bu sözcüklerden;bir de kırmızı rujdan.
kendi fotografına gülümseyen, kendi ickisinde bogulan,
az ögrenmeliyim, az soru sormalı, hic beklememeliydim.
ama, bir sabah bunları yaptım.
kazanılmı$ nefretlerin övüncü $imdi aynalara.
büyük kentlerin ortasında, bir i$aret gibi birakilan kırık aynaya dön.
ve ona borclu oldugun güzelligi sor.
o , $imdi nerede... unuttugumuz $arkının icinde mi?.. kö$e ba$larında mı?..
biriktirdigimiz yıldızlarda mı?.. nicin hepsi dört bacakli?..
ben o’ymu$um kahretsin. kim yaptı bunu? kaç yüzyıllık i$kence bu?.. nerden bula$tım? bu büyü nereden sarıldı sırtımın ucuna? neresinden vurdular kırgın sessizligimi?..
ah o zor veda... boyun egiyorum, bir de...
sen büyük evler gibi yıkıldıgımda sanma ki acımı öptügünü unutacagım.
bir,iki,üç,dört,beş.....altı değil!hayat, benden gizlediğin ellerini hangi cebinde saklıyorsun?
.bende ölüyorum senin o kendin için korktuğun yerde.....
26 Aralık 2008 Cuma
BAĞLANMAYACAKSIN
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... can baba
25 Aralık 2008 Perşembe
24 Aralık 2008 Çarşamba
21 Aralık 2008 Pazar
herşey yolunda :)
Musluğu çevirdim, sular akıyorPerdeyi araladım, güneş duruyor yerli yerinde
Kapıyı açtım, savaş-mavaş çıkmamış hala
Oh be dedim, her şey yolunda
Telefon çaldı, dostlarım , beni unutmamış
Bakkal gazete koymuş kapıya, çalan olmamış
Hava lodosa dönmemiş, trafik açık hala
Kedilerimin karnı tok yüzü gülüyor
Oh be dedim, her şey yolunda
Bugün aşk yüzünden ölmedim
Serseri bir kurşun da düşmedi payıma
İmamın kayığına binmedim daha
Oh be dedim, her şey yolunda...
tv kunthara aittir,, gene Çaldımm :(
:) biraz zor oldu tv'yi getirmesi
ama sonunda bunuda getirdim bloguma :) dostcan :)
20 Aralık 2008 Cumartesi
19 Aralık 2008 Cuma
nasılcasın ? 'na - Cevap
Kimseye karıştım mı? Hiç karışmadım Bu ki bana tuhaf sayılmadıGözleyip sordum mu hiç? Hayır sormadım Bu ki bana yalan sayılmadı
Acımak işim miydi?
Zamana zamanla bakmak ne idi ki Baktım
Zaten insanı insanla ölçtüm ki Buruk bir tat mı duydum Ve duydum Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi Sonuç ki zaten yoktu.
16 Aralık 2008 Salı
12 Aralık 2008 Cuma
düşler bahçesi / kapıya bırakılmış not - ist,,
Belki dedi kadın ; belki korkmasaydın..
Neden korka bilirim dedi, adam neyim var ki?
Korkuların var dedi kadın ..

Ne ki, satranç oynamasını bilip bilmediğimi kimse sormamıştı. kedilerin bilmesi gereksizdi zaten.
Bir zamanlar biraz oynamış olduğum için, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım.
Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri..."
– Bilge Karasu,,,
14 Kasım 2008 Cuma
hiçbir zaman dersiniz..
Gittiği gece bir barda hikayeyi anlatırsınız..
Önce anlatması olanaklıymış gibi anlatırsınız.
Sonra böyle bir şeyin olması olanaksızmış gibi yada
bunu sizin uydurmuş olmanız olanaklıymış gibi gülerek anlatırsınız.
bütün hikayeden sözcükler kalmıştır yalnızca.. neye yakalandığınızı söyleyen o
sözcükler:Ölüm hastalığı..
sonra vazgeçersiniz artık rahat bırakıp onu aramazsınız .. .. ne şehirde , ne gecede , nede gündüzde...
Böylece yine bu aşkı sizin için
Olabilecek tek şekliyle yaşaya bildiniz,
Başınıza gelmeden kaybederek..M. duras
09 Kasım 2008 Pazar
noir, na-
Duruyor ve her şeyin geçmesini seyrediyorum.
Ben değişiyorum, bedenim, uzuyor saçlarım
Değişmemiş gibi yapıyorum.
Bekliyorum.
Bütün iyi hikayelerin zaten yazılmış olduğu korkusu doldurdu içimi, içime dolan kaygının ne kadar sıradan
olduğunu hatırlattı bana.
Çektiğin acının bile bir değeri kalmamışsa sen kimsin diye sordum
kendime. o her kimse artık.
Bütün bunlar bir şeye hizmet ediyor olmalı. Uykusuzluğum, evde beni bekleyen soğumuş berbat kahvem, gelmeyen gün, gelmeyen gece.
- Fenris - ay'a benden selam söyle -
Zamanın geçmemesinden daha çok korktuğum belki de hızla ve
hiç haber vermeden geçiyor oluşu. Sürekli olarak bir şeyleri kaçırıyor olmak -
bu olduğuma inanıyordum
Ama değilmişim demekten korkuyorum belki de. Kolay olan sunulanlardan birini seçmek diyordum
herkes için, belki de asıl zor olan sıradanlığı kabullenmektir diye hatırlatıyorum kendime -
kendi tercihlerimi -
Kütüphanem hiç okumayacağım kitaplarla dolu ve genişleyecek, biliyorum
- daralıyor dünyam sorularıma cevaplar buldukça, belki de bu yüzdendir sonsuz şüpheciliğim ve tek beklemediğim şeyin bir cevap oluşu.
Bu ikiyüzlüktendir belki beklediğim günü aslında beklemiyor oluşum.
Zamanın arkasına saklanmaktan vazgeçtiğim gün kendimle yeniden tanışmak isteyeceğim,
sanırım o günü bekliyorum.
'' nedegilefendim .. ( bi kısmı )
30 Ekim 2008 Perşembe
litany

Ve sen kesinlikle çam kokulu hava değilsin.
Çam kokulu hava olman mümkün değil.
Köprünün altındaki balık olman mümkün,
ama alacakaranlıkta peygamberçiçeği tarlası olmanın
yakınından bile geçemezsin.
Ve aynaya şöyle bir bakman gösterecektir ki
ne köşedeki çizmelersin ne de kayıkhanesinde uyuyan kayık.
Belki bilmek ilgini çeker,
dünyanın sayısız imgelerinden bahsediyorken,
benim çatıdaki yağmurun sesi olduğumu.
dar bir sokaktan aşağı sürüklenen akşam gazetesi,
ve mutfak masasının üzerindeki kestane sepeti.
Ben aynı zamanda ağaçlardaki ayım,
ve kör kadının çay fincanı.
Ama üzülme, ekmek ve bıçak değilim.
Ekmek ve bıçak hâlâ sensin.
Sen her zaman ekmek ve bıçak olacaksın,
tabii bir de kristal kadeh ve -her nasılsa- şarap. - billy collins -
27 Ekim 2008 Pazartesi
ölüm hastalığı / Duras
hiç bir durumda sevilemeyeceğinizi söyler..ölüm yüzünden mi diye sorar sınız..
Evet der,duygularınızdaki bu yavaşlık, bu durağanlık yüzünden,denizin siyah olduğunu söylemeniz yüzünden.
20 Ekim 2008 Pazartesi
15 Ekim 2008 Çarşamba
Bir Ömür Yetmez
- aşkı.
- nasıl hep yanlış insana aşık olduğunu..
- ama istisnalar vardır değil mi?
- tersi ispatlanmadıkça
14 Ekim 2008 Salı
10 Ekim 2008 Cuma
07 Ekim 2008 Salı
23 Eylül 2008 Salı
yerleri vernikleri yitmiş tahtayla kaplı bir çatı katı,,.. hafif rutubet ve karışan kedi kokusu.. cam kenarındaki koltuğunda elinde dumanı tüten konyaklı kahvesi ,saçı rastgele toplanmış, üstünde kahverengi kolları sökük kirli bir hırka, son düğmesi kopuk..kedileri kitapları plakları etrafa saçılmış eski gazeteler dergiler birikmiş ''o'' gibi diye geçirdim içimden, yüzüme baktı onaylar gibi ben gibi , gri bir akşam üstü,, vaktinden çabuk göcen adamın şarkısı bu......,,,,,,,,,,,,,,,:)
21 Eylül 2008 Pazar
masa da masaymış ha ':))
bakır kaseye çiçekleri koydu ,pencereden gelen ışığı koydu
kadın masaya ,aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta ,işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
kadın masaya onları da koydu ,üç kere üç dokuz ederdi
kadın koydu masaya dokuzu ,pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu ,bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu ,uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu. ,masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke ,bir iki sallandı durdu ,kadın ha babam koyuyordu...
13 Eylül 2008 Cumartesi
11 Eylül 2008 Perşembe
....
- Hayır.
- Sıkılmış gibisiniz.
- Hayır, iyiyim.
- Ne yapıyorsunuz?
- Okuyorum.
- Bana bir içki ısmarlar mısınız?
- Elbette.
- Buraya sık gelir misiniz?
- Bazen, geçerken uğrarım.
- Neden okuyorsunuz?
- Benim işim bu.
-İlginç,Birdenbire söyleyeceklerimi unuttum; bu bana çok sık olur.
Ne söylemek istediğimi bilirim. Neden söylemek istediğimi bilirim.
Ama konuşma zamanı geldiğinde, konuşamam.
-Nedeni yok, sadece konuşma olsun diye.
-Neden insanlar sürekli konuşmak zorunda?
Belki de bu kadar çok konuşmamalı,hayatı sessizce yaşamalıyız.
Ne kadar çok konuşursak, kelimeler de anlamlarını o kadar yitiriyor.
-Belki.Ama bu mümkün mü?
-Bilmiyorum.
-Bence konuşmadan yaşayamazdık.
-Ben konuşmadan yaşamak isterdim.
-Evet, güzel olurdu, değil mi?İnsanların birbirlerini
daha çok sevmeleri gibi.Ama maalesef mümkün değil.
-Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Onun da üstesinden gelinmeli.
-Aşkın, hayatın tek gerçeği olması gerekmiyor mu?
-Bunun için, aşkın hep aynı gerçeği işaret etmesi gerekir.
Bu güne kadar hiç aşık olduğu şeyin ne olduğunu bilen birine rastladın mı?Hayır. Yirmili yaşlarında bunu bilemezsin.
Yaptığın tek şey,keyfi seçimlerde bulunmaktır.
"Seviyorum" kelimesi çoğu zaman fütursuzca sarf edilir.
Neyi sevdiğinden emin olmak için ihtiyacın olan şey ise, olgunluktur.
Doğruyu aramak!İşte yaşamın gerçeği budur.
Ve aşk eğer gerçekse,
ancak o zaman bir çözüm olur.
10 Eylül 2008 Çarşamba
08 Eylül 2008 Pazartesi
Hayalet Oğuz / Tezer Özlü ( seviyorm ben bu adamı hala oguz atay olmasada:)
Ya yazar ona vermiş, ya da Oğuz satın almıştı bile.
Okuyayım, sana bırakırım, derdi.
Ya da en ilginç, en olmayacak satır ve sayfaları bulur, yüksek sesle bana okur, kitabın özünü bir iki dakikada ortaya koyuverir, arkasından bir de şakasını yaptıktan sonra, kitabı bırakır giderdi. Çoğunlukla da elinde bir İngilizce polisiye roman bulunurdu. Türkçeye çeviri ve derleme olarak yüze yakın kitap kazandırmıştı. Adını hiçbir zaman çevirmen, yazar, ozan, şunu yaptı, buna çalışıyor, bunu hazırlıyor... gibilerden kullanmadı. Yazın çalışmalarında tam bir fabrika işçisiydi. Sığınabileceği bir köşede çalışır, çalışması bitmeden kazanacağı parayı çekmiş, bitirmiş, sayfalarca çeviri bedeli de borçlu kalmış olurdu.
Yüzlerce film senaryosu yazdı Yeşilçam’a. Bunların tümünün adını bile bilmez, filmleri de görmemiştir. Parasını alınca da dar paçalı bir blucin, bir kazak, bir montgomeri ya da mevsime göre yeni bir gömlek satın alırdı.İyi bir yemek yer, ardından Kulis, Papirüs gibi barlara uğrar, barmenlere önceki içki borçlarını öder, yanındakilere içki ısmarlar,
oracıkta rastgeldiği bir iki dostuna Şu paramı saklayıver, sonra senden isterim, hepsini bitirmeyeyim, der, belki o gece Klüp 12’de bir şişe viski açtırır, geceyi bir bar kadınının yanında, kadına dokunmadan sızarak geçirir, ertesi gün bir Bafra sigarası alacak parası kalmadan, gene Taksim-Beyoğlu çevresinde yaşamına başlardı. ,
Kurbağa bacağı, mantar turşusu gibi garip yiyecekler severdi. Beyoğlu’na gelen ilginç filmleri de ilk gören o olurdu. Çok ender insanda rastlanan bir zekası vardı. Ölmeden beş gün önce Bulvar kahvesinde oturuyorduk. Oğuz: E.’ye uğradım. Sen benden daha önce gebereceksin, çok seviniyorum dedi, diye gülerek anlattı. Hepimiz gülüştük. İnsanın, kendi ölümü üzerine, ölmeden dört gün önce şaka yapabilmesi üstün bir zekanın bile işi değil. Ölmeden dört gün önce, insanın hastaneye tıraşlı bir yüzle gitmesi için, Cağaloğlu’nda para araştırması inanılır gerçek değil.
Oğuz’un çok güzel, neredeyse kitap adı gibi “Eğlentili Bir Gömme Töreni” oldu. Mezarına sahip çıkacak bir hısmı bulunamadı. Yanına kimse gömülmesin, mezar cemaatın olmasın diye, tapusu Sinematek Derneği adına çıktı. Oğuz’un çok güzel bir mezarı oldu. Üzerine açık leylek rengi kır çiçekleri diktik. Mezarlıklarda ekmek paralarını çıkaran çocuklar da bol su döktüler. Toprak canlandı. Güzel koktu. Çelenklerini üstüste yığdık. Çocuklar gene diri gonca gülleri suladı. Görevimiz bitmişti.Otuz kadar yakın dostu Krepen Pasajı’ndaki Neşe Meyhanesinde oturup, onun anısına yedik, rakı içtik, üstelik iştahla yedik. Akşamüstü aşuresi bile pişip geldi.Beyoğlu’ndan uzaklaşırken biraz sarhoş ama çok üzgündüm.
Oğuz yaşamının çeyrek yüzyılını elliye yakın dostunun evinde geçirdi. Oğuz aylarca da benimle kaldı.
Onun konukluğu bir kelebek gibiydi. İnsana kendini hiç belli etmemeye çalışır, hiçbir özel isteği olmaz, ince ve sevimli bir sesle konuşur, eve gelirken çiçekler ve pasta getirir, bana Alman eğitiminden geçtiğim için, Mutti, derdi.Yatma saati geldiğinde bir yere kıvrılıp uyuyuverir, sabah yanına erken saatte bile gelinse, hemen bir espri yapardı:-Ne o, sahura mı kalktın?Kimsenin görmesine olanak vermeden hemen giyiniverir, azalmış saçlarını özenle tarar, kolonya sürer, bir bardak çayını kendi koyup, Bafra sigarasına başlardı. :))
Yolları araç ve garip bir insan kalabalığının karşıdevrim gibi sardığı İstanbul’u “Katmandu”ya benzetiyor, son aylarında: “Artık gerçekten yaşamak istemiyorum, hiç tadı yok”, diyordu. Ama bunu söylerken soyut bir bunalımı dile getirmiyordu. Oğuz, bunalan bir insan değildi. Onun akıl ve mantığı bu tür gereksizlikleri çoktan aşmıştı. Hiçbir zaman,
Her anlamda olumsuzlaşan İstanbul’u artık istemiyordu ve ölümü de öylesine umursamıyordu ki... hani;
-Beyoğlu’nun tadı kalmadı, artık öteki dünyaya gidelim, der gibi. Ve ölmeden dört gece önce Degüstasyon’un kapısı önünde karşılaştığımız Ali Poyrazoğlu’nun yanağından makas alıyor,
-Tatlıhayat kurbanları gene nereye? diye takılıyordu. :((
07 Eylül 2008 Pazar
Unutulan
"Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara." Son sözlerimi duydu mu?
"Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim."
Bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık.
Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Yine mi düşünüyor?
Yıllardır bu tozlu, örümcekli karanlığa çıkmamıştı. Işığı gören bazı böcekler kaçıştılar. Korku; fakat yararlı olacağını düşünmek kuvvetlendirdi onu.
Ona yardım etmek mi bu? Bilmiyorum, bazen karıştırıyorum; özellikle, başımda uğultular olduğu zamanlar. Onun gibi düşünmeyi bilmek isterdim.
Fakat orada kitap sandığına benzemeyen karanlık çıkıntılar vardı. Feneri bu garip yığına doğru tuttu. Korkuyla geri çekildi: Biri vardı orda, oturan biri. Feneri alıp bütün gücüyle deliğe kaçmak istedi, kımıldayamadı. Korkusuna rağmen fenerle birlikte, ona yaklaştı. Ne yapmışsa korkusuna rağmen yapmıştı hayatı boyunca. Yoksa çoktan kaybolup gitmişti. Feneri onun yüzüne tuttu: Aman Allahım! Eski sevgilisi yatıyordu yerde. Tozlanmış, örümcek bağlamış; tavan arasındaki her şey gibi. Kitap sandığına ve resim tahtalarına örümcek ağlarıyla tutturulmuş eski bir heykel gibi. Sağ kolu bir masanın kenarına dayalı; parmakları kalem tutar gibi aşağı ayrılmış, boşlukta. Dizleri titredi, dişleri birbirine çarptı, ayağının altından kayıp gitti döşeme; kayarken de ayağına çarpan resim masası devrildi. Kol yine boşlukta kaldı: Örümcek ağlarıyla tavana tutturulmuştu. Bu eliyle ne yapmak istedi:? Bir şeyler mi yazmaya çalıştı?
Ne yazık, hiçbir zaman bilemeyeceğim..
Sonra hatırladı: Bir gün tavan arasına çıkmıştı eski sevgilisi, şiddetli bir kavgadan sonra. Ayrıntıları bulmaya çalıştı: Belki de büyük bir tartışma olmamıştı. Biraz kavgalıydılar galiba. Gülümsedi Bu biraz sözüne kızardı. Onu tavan arasında bırakıp sokağa fırlamıştı. Öleceğini hissediyordu. Peki ama neden? Bilmiyuordu; duygunun şideeti kalmıştı aklında sadece. Sonra 'onu' görmüştü sokakta: Bütün mutsuzluğuna, kendini zayıf hissetmesine, ölmek istemesine rağmen 'onun' gözlerindeki ilgiyi, insanı alıp götüren başkalığı fark etmişti nedense. O gün eve yalnız dönmüştü tabii. Ne kadar daha çok gün eve yalnız döndüm onda sonra da.Deseydi. Titreyen dizlerinin üstüne çöktü, el fenerini tutu onun yüzüne: Gözleri açıktı, canlıydı. Bakamadı, başını karanlığa çevirdi. Sonra baktı yine; onu, ölüm kalım meselelerinde yalnız bırakmayan gücünden yararlandı yine. Hiç bozulmamış; geç kalmasaydım böyle olmazdı belki. Üzüldü. Fakat hiç değişmemiş; son gördüğüm gibi, gözleri bile açık. Yalnız, gözlerin bu canlılığında bir başkalık var: Her şeyi bildiği halde duygulanamayan bir ifade.
Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. İnanmazdım.
Öyle şeyler bulup söylerdi ki öldüğü halde.
Belki beni izliyor yine. Yerini değiştirdi. Benimle ilgili değilsin diyerek üzerdim onu. Hayır bakmıyor bana. Belki de düşünüyor.
Hayır, gerçekten ölmedi; çünkü ben yaşayamazdım ölseydi. Bunu biliyordu. Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum ama sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim..
(Çünkü'yü cümlenin başında söylemeliydim, şimdi kızacak. Evet, her an onun sözlerini düşünürek yaşadım, şimdi acaba ne der diye düşündüm.) Yalnız bu kadarı çürümüş. İyi. Şimdi onu nasıl inandırabilirm bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma? Onun unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme?Anlamaz, görünüşe kapılır, anlamaz. Başkasına rastladığım için, bu yeni ilişlkinin her şeyi unutturduğunu düşünür.Oysa her şeyi hatırlıyorum; tavan arasına çıktığı gün bu elbiseyi giydiğini bile. El fenerini ölünün üzerinde dolaştırdı: Örümcek ağlarının gerisinde sesli bir görünüşü var.
,Yalnız ağların arasından elimi, onun kalbine götürdüğüm yer biraz karanlık. Rüya gibi bir resim. Birlikte hiç resim çektirmemiştik. Bir sürü şey gibi bunu da yapamadık nedense; bir türlü olmadı. Bir koşuşma, durmadan bir şeylerle uğraşma... Neden koşuyorduk, acelemiz neydi? Tavan arasına çıktığı güne kadar, bir şeyin arkasından hep başka bir şey yaptık, hiç durmadık, hiç tekrarlamadık.
Aşağıdan, başka bir deliğin içinden ses duydu. "Bir şey mi söyledin canım?"
Elini telaşla kitap sandığına soktu.
"Hiç" diye karşılık verdi aceleyle. "Kendi kendime konuşuyordum."
Korkuyu Beklerken ...oğuz atay
02 Eylül 2008 Salı
31 Ağustos 2008 Pazar
25 Ağustos 2008 Pazartesi
23 Ağustos 2008 Cumartesi
Minareden at beni in aşağı tut beni
“Oyunun kuruluşundaki umudu, sondaki imkansızlıktan daha çok merak ediyorum. Çünkü son, sonradan geriye dönülerek anlamlanıyor, kesinleşiyor. Resimdeki oyunda ise bir beklenti var…
Bu resimde, o çocuksu kaybedip bulma oyununda, geleceğin dehşetini erteleyen kuvvetli bir “sen” çağrısını duyuyorum aynı zamanda. Yazının beklentisi de bu zaten. Çok mu geç?
Bir bakıma öyle, kaderin başkalığı beni de seni de terketmiş. Ama bu resimlerdeki başkalığı, örneğin bir başka resimde, bir kız çocuğunun sınır çizgisine kadar gidip gördüğü, görüp de de bize anlatamadığı bir başka dünyayı dile getirmek için geç olmayabilir. Yabancılığın payından duyulan umut gene.”
Ressam” kitabından
22 Ağustos 2008 Cuma
21 Ağustos 2008 Perşembe
kedilerin yarı ak yarı kara aklında
Bir diyeceğim yoktu hüzünden yanaYıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda
Yetmiyorum yeni insanlara yetişemiyordum
Kimin umurunda dedi, ama kendimi inandıramadım buna da
Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında
Çok mu yaşamıştım az mı ölmek hakkım mıydı yıl varken
Okşayacak bir şey ister ellerimiz kendi sıcaklığında ,Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda ,Ne iyi etmişim aldım düşündüm
kedilerin yarı ak yarı kara aklındaKedi işte kedi boğuyordu yavruyu engel görünce aşkında
Ağlanır kedi yavruların çocuksuz anaların arasında
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da (alıntı)
20 Ağustos 2008 Çarşamba
19 Ağustos 2008 Salı
Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka..
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da , Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da,,
ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca
Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim.
Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında
Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz ? Ne tuhaf biraz anlıyorum
Ya sonra ? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra
Gene mi, başladınız mı ? peki şimdi kim var sırada
Sakın haaaa!. biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza
Yok deyin çünkü biz..biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
Ne güzel ağzımızla..
Bir oyun başka olamaz oyundan gibi Bir söz başka olamaz sözden gibi
Bir şey başka olamaz şeyden gibi Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne gelir elimizden insan olmaktan başka....
Her özgürlüğün içinde bir tutsaklık vardır.
Nerden başlasam nasıl anlatsam.Belki de sözlerim boşluğunu kanatır. Bugün yeni bir gün açtım perdemi .Alnımda pencerenin buz gibi soğukluğu.. Kırdığım aynalarda kan rengi sorular. Birikmiş yalnızlığında sana öyküler sundum.Seç al birini nasılsa bir yazan var..Hepimiz bir başkasının öyküsünde tutsak..Yaşam bize sunulan tek kişilik bir oyun..Yarın kapı altından bırakılan mektup.. Seç al birini bak yerimize düşünüyorlar.Hepimiz bir başkasının yalanına ortak.İnancın savaşında biz tutsak kahraman....
16 Ağustos 2008 Cumartesi
( alıntı )
konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da rüzgarın sesini sendeki sessizliği körlerin bildiği her ağacın eğildiği her bilenin görmediği rüzgarın sesini dinle konuşma artık boşuna konuşma taşıdığın bu gölgeyi karart geleceklerin ve gideceklerin hesabını yap düğümlerini çöz zamanın nereye akacaksa akacak şimdi sus rüzgarı dinle konuşma artık konuşma sarıl şimdi yokluğuna bu gerçek insanlardan kaç çık bu şeffaf rüyadan konuşuyorsun duymuyorlar o zaman sus da aklına rüzgar dolsun....
14 Ağustos 2008 Perşembe
kahve çeşitleri~
Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşidi ..(lokumla daha güzel olurmuş;) Espresso - Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya'ya özgü bir kahve türüdürMırra - Şanlıurfa'ya özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahve
Cappuccino– Espresso ve su buharı ile ile köpük haline getirilmiş süt eklenen kahve.(köpük 2 santim kadar)
Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi
Ethiopian Yirgacheff – Şarabımsı buruk tadı olan Etiyopya kahvesi
Latte – Espresso’ya az köpürtülmüş sütün eklendiği kahve (köpük 1 santim kadar)
Macchiato – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve
Mocha – Latte’ye çikolata tozu veya şeklenmesiyle yapılan kahve
Santos – Brezilya’da bir liman adıdır,kahve yetişmez.
Sumatran – Düşük asit dengesine sahip Endonezya kahvesi
Supremo – Kolombiya'da en kaliteli kahve kategorisine verilen ad'dır.
Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana usulü kahve
13 Ağustos 2008 Çarşamba
12 Ağustos 2008 Salı
08 Ağustos 2008 Cuma
bu güzel süpriz için,var olduğunuz için,
dostum olduğunuz için,
hediyeler ve kitaplar ve boynumdaki tedi için,
umarım :) yüzünüzdeki ifade hep böyle olur :)
pisi
Gülümse, hadi gülümse, Bulutlar gitsin, Hadi gülümse,
Belki şehre bir film gelir, Bir güzel orman olur yazılarda,
İklim değişir, Akdeniz olur, Gülümse,
Tut ki karnım acıktı, Anneme küstüm ,Tüm şehir bana küstü, Bir kedim bile yok,
Anlıyor musun, Hadi gülümse, Sazlarım vardı ,Irmaklarım vardı ,
Çakıl taşlarım vardı benim , Ama siz başkasınız ,Anlıyor musunuz ,BAŞKASINIZ...
04 Ağustos 2008 Pazartesi
03 Ağustos 2008 Pazar
Bazı kediler diğer kedilerden farklıdır..bir anlam vardır yüzlerinde bazı insanlarda oldugu gibi…Pati izlerinde .Hareketlerinde…
Çözülemeyen ve çok az insanın görebileceği bir bağ
Bu kedi onlardan biri..
--- ‘’kedi sevenlerden bir kişi daha azaldı.. şarapçı amcanın
eşi vefat etti Teyzenin son vasiyeti kedilerime iyi bakınolmuş.’’Çok kişinin üzüldüğünü sanmıyorum kediler dışında:(
01 Ağustos 2008 Cuma
Aşkın derileri ve gerileri
Kaybeden istersem kazanan tarafım, duruma göre belki iki damla ağlarım. Oynatılsın iki bacaklılar arasındaki tüm eslerin ve cümlelerin geniş kazanında titreşen bağırsaklardan gelen kösnül bendeler banane ben yek o ışığı arıyorum. Suretini çoktan biliyorum durdurulmaz süratimle aranızdan geçiyorum. _ Kunthar'ın yazısının bir kısmı
31 Temmuz 2008 Perşembe
Yerçekimi ve Tanrı'nın Lütfu adlı eserinden;
"Zaman, açıkçası yoktur (sınır olarak şimdinin dışında) ve buna rağmen biz zamana tabiyiz. Bu bizim durumumuzdur. Varolmayan şeye tabiyiz. İster edilgen olarak acı çekilen -fiziksel acı, bekleyiş, pişmanlık, vicdan azabı, korku gibi- zaman olsun, ister çekip çevrilen -düzen, yöntem, zorunluluk gibi- zaman olsun, her iki durumda da tabi olduğumuz şey var değildir. Ama itaatimiz vardır. Biz, gerçekdışı zincirlerle gerçekten bağlanmışız. Gerçekdışı olan zaman, her şeyi ve bizi gerçekdışılıkla örter.""Olmak ve sahip olmak. -İnsanın varlığı yoktur, yalnızca sahip olduğu vardır. İnsanın varlığı perdenin arkasında, doğaüstünün olduğu taraftadır. Kendisi hakkında bilebileceği şey, yalnızca koşulların ona verdiği şeydir. Ben benim için gizlidir (ve başkası için de); ben Tanrı tarafındadır, Tanrı'dadır, Tanrı'dır. Gururlu olmak, Tanrı olduğunu unutmaktır... Perde, insanın sefaletidir Simone Weil....
29 Temmuz 2008 Salı
Yorgun gördüm seni; gözlerin yaşla dolmuş, üzüldüm.Çünkü ben bir hüzündüm.Sacların epeyce dağılmış dudakların duvara carpmıs çözüldüm.Çünkü ben senin sözündüm.Aşka secilmişti tüm vakitler. secildin.Cünkü sen bir cicektin.Alıp basımı gidiyorum; yeşil başlı kumsallara.. güneştin.. çünkü bedenimdeki ateştin.Yavaşca bırak kendini kollarıma; korkma sakın incitmem seni. güzel şeyler var kalbimin konağında; ağlamayalım artık şu fani dünyaya...
28 Temmuz 2008 Pazartesi
....
27 Temmuz 2008 Pazar
penn çektim pekledim teras-alardaa:)
26 Temmuz 2008 Cumartesi
:) güzel bir filmiş evitt ..
24 Temmuz 2008 Perşembe
22 Temmuz 2008 Salı
Avrupa’yı saran her melanetin faturası kedilere çıkıyordu. Ortaçağ Avrupası boyunca milyonlarca kedi insanların bu anlamsız zulmünün kurbanı oldu 0 yorum var - 28 Haziran 2008Musevilere yapılan zulüm 1933’ten 1945’e kadar sürmüş iken Ortaçağ Avrupası’nda kedilere yapılan zulüm yaklaşık 450 yıl boyunca sürdü. Avrupa Romalılarla birlikte Yine 9. yüzyıla ait İsviçre yakınlarında yaşayan İrlanda’lı bir keşişin günlüğü kedisi Pangur Ban’a yazdığı şiirlerle doludur. Kilise’nin resmi görüşünün kesinkes uygulanması Engizisyon Mahkemeleri’nin kurulması ile söz konusu oldu ve sadece insanlar için değil (asıl) kediler için de zor günler başladı. Evi farelerden korusun diye kedi besleyen bir çok kadın kedileri ile cadılık yapmakla suçlanıp yakıldı. Öyle ki, İngiliz Hanedanı Mary Tudor ve I. Elizabeth Dönemleri’nde kediler sapkınlığın simgesi olarak köy meydanlarında yakılarak halk kitlelerine gözdağı verildi
''''''Kedi düşmanlığı Avrupa’yı bir çığ gibi sardı. Özellikle siyah kediler bu barbarlığın birinci hedefi oldu. Belki de bu yüzden Hıristiyan kültüründe yer alan Hallowen kutlamalarında siyah kedi hala kötü güçlerin simgesi ya da cadıların arkadaşı olarak hicvedilir.
21 Temmuz 2008 Pazartesi
Oscar Wilde kabusummm
bu yazarı tanımam etmem Olagan Mucizeler adlı bir tiyatro eserini içinde kısa bir şiirini okumuşlugum vardı.. daha sonrası packard İğneli uslûbu ile geç Victoria dönemi Britanya sının en başarılı ve ünlü yazarları arasına girdi. Bir dava sonucu fiili livata ve ahlaksızlıktan suçlu bulununca büyük bir düşüş yaşadı ve doğduğu ortamla tam bir zıtlık içindeki fakir bir otel odasında öldü....
20 Temmuz 2008 Pazar
:)))
Yatarken sokak lambalarını söndürürüm,Her sabah yarım saat havuzda boğulurum düzenli olarak,paraya para demem para benim olmayınca,beynimin lobları arasında ayırım yapmam severim ikisinide,kakamı paketler oyle atarım tuvalete,çuvaldızıda iğneyide kendime batırırım başkasına el bombası atarım,periskopsuz bir hayat düşünemem,küre değilde elips olduğunu öğrendiğimden beri tiksindim dünyadan,Titanikin batmasında benim bir suçum yoktur,kıçıma yakmak için kına bulundurum evde hep,bebek arabasına otostop çekmem,osurulan yerden hızla kaçarımSırtıma altın semer vursalar fark yapmaz,Renk körleri için kabartmalı renk yaparım,en sevdiğim rakam 81 dir sex and beer,evde palyaço beslerim dişisi olan varsa çiftleştiririm,Nerde bir ampul görsem edisonun ruhuna üç kuluvallah bi elham okurum,en stressli anlarımda çıngırağıma güvenirim,ne ekersem onu biçerim solumdan kalktıysam sokağa çıkmam ayrıntıda gizlenirim o gun,Dokuz canlıyımdır hep üç bacak üstüne düşerim,erken kalkacaksam çalar saati kurar yutarım,prezervatif yoksa PVC kaplatırım,şehir içinde uçan tekmeyle seyahat ederim,hijyene önem veririm nerde bir mikrop görsem allah yarattı demem basarım sopayı,Usame bin laden in nerde saklandığı skimde değildir,Ak sakallı dedenin öğütlerini dinlemem ben olmuşum ak sakallı dede,Ne boxer ne slip asma yaprağından başka bişey giymem,işlerimi kaplumbağa yavaşlığıyla değil sümüklü böcek süratiyle yaparım,tam bir istanbul beyefendisiyimdir Hüzam makamında osururum,kendimi demokrasi ile yönetirim ama on dakikada bir darbe yaparım,Devenin boynunun neden eğri olduğu zerre kadar zkimde değildir,Kapı merceğinden koridoru seyretmek bana huzur verir,Ayağımı yerden kessin diye helikopter almam belkide alırım belli olmaz,asla bir canavar yaratmam yaratsamda patentini alırım,azraile elense çekecak kadar samimi olmam merhaba merhaba o kadar Ağız sağlığıma önem veririm her sabah akşam dişlerimi Vileda ile silerim,Gürz'üm olmadan tahsilata asla gitmem,çorbamı beklerken kaşıkta kendimi seyrederim,Kafam karışıksa sokağa çıkmam evde çıplak gezerim,nerde bir geyşa görsem direkt imza isterim,Kralını tanımam Lordunu Dükünü hiç tanımam,Evde cellat beslerim dişisi olan varsa çiftleştiririm,Şehir içinde uçan tekmeyle seyahat ederim,Âradığım huzuru komada bulmaya bayılırım,bardakla yan daiereyi dinlemediğim zamanlarda müzik dinlerim,Boş zamanlarımda kendimi hidrojenle şişirip İstanbul semalarında gezerim,Aksakallı dedenin öğütlerini dinlemem ben olmuşum ak sakallı dede,nerde şüpheli bir paket görsem direkt kurcalarım,Sabah erken kalkarım üç yumurtayı sütle çırparım,Kusma torbamı asla yanımdan ayırmam beni dünya tutar,misafirlikte klozetin en sessiz yerine isabetleyip işerim,Satanist olmam olsamda seytana domates kurban ederim yazık kediye,Martılara simit atmam ahtapotlara atarım,kitapta kaldığım yeri unutmamak için takoz koyarım arasına,Cin aliden sonra ORKO yu örnek almışımdır hep,kupon kesmem kessemde işaretli yerden kesmem,kum saatimi kurmadan yatağa girmem,Evrenin sonsuz oluşu zerre sikimde değildir,bir eskimo karısInı sunsa bana anlarımki Antartikadan adam çıkmaz,Alkollüyken asla asansör kullanmam taksi tutar oyle çıkarım,bir kobrayla fikir teatisinde bulunmam,fredy kruger ölmedi yüreğimde yaşıyor,her sabah traş ederim kaktüsümü,Şirinleri sevmem sevenide sevmem,minareden atarım kendimi inerim aşşağı tutarım kendimi,Asla tiner yada bally koklamam japon yapıştırıcısı emerim,hayatta hep Cin Aliyi örnek almışımdır,osuran bir civcivi cami önüne bırakır kaçarım,Libidosu yüksek olana saygı duyarım,sarhoşken hesap makinesi kullanmam, kurşuna adres sormam,delirsem bile huni takmam kafama,Yavuz Sultan selim uzaktan kayınçomdur,şaşı bakıp şaşırırım her zaman,kimse bana zorla ud çaldıramaz,piramitleri kimin yaptığı zerre zkimde değildir ve güzel yalan söyledigimi yalan olarak soylerler yalanlar...kermitist 'e ait bir yazıdır çalmadım izni ile yerleştirdim bloguma :))
19 Temmuz 2008 Cumartesi
İç (Ezoterik) simya
iç simyada, inisiyatik bir eğitimin sonunda elde edilen spiritüel “aydınlanma”yı ifade eder. İç simyada inisiyasyonlardaki küçük misterlere ve büyük misterlere vakıf olma “küçük eser” ve “büyük eser” diye adlandırılmıştır. “Büyük eser”i gerçekleştiren kişinin “büyük sanat”ın sonunda “felsefe taşı”nı elde etmiş, “ölümsüzlük içkisi”ni içmiş olması, inisiyatik süreç sonunda aydınlanmış olmasını simgelerdi. “İlk madde”yi (materia prima) elde etmek ise, tüm madenlerin türediği madde cevherini elde etmek değil, ruhsal varlığın ilk halini, yani maddi dünyada doğmadan önceki saf hali, saf şuur halini elde etmek anlamına geliyordu. Metalin altına dönüşmesi sembolizminde simgelenen bir anlam da ‘aura’nın arınması, altın parlaklığını gösterecek bir saflığa ulaşmasıdır. Hermes-Thot’a dayanan ezoterik sembollerin, o sembolleri anlayabilecek inisiyatik eğitimden geçmemiş olanların eline geçmesi dış simyayı doğurmuştur. Bu bakımdan kimi yazarlar dış simyayı okültizm kapsamında, iç simyayı ezoterizm kapsamında ele alırlar.
05 Temmuz 2008 Cumartesi
"Serbest Vezin Sembolik Şizofreni",

Geri döner mi aşk bilemem, acıya vurur yelkovan kendime gelemem. Belki gün olur ağlamam artık; güneş ısıtır içimi, neşeli haberlerle gelir yanıma. Belki hiç uğramadığım bir limana, son gözyaşımı bırakırım; kalbimdeki son aşk adına. Geri döner mi aşk bilemem; acıya vurur yelkovan kendime gelemem. Geceyi makaslarım; bir tek kere de olsa... Rahat uyuyayım diye uzanırım toprağa. Dolunayı yorgan yapıp, o son uykuya dalarım derin bir iç çekişle. Belki gün gelir adımı anarsın; başka bir zaman ya da başka bir hayatta... Geri döner mi aşk bilemem; acıya vurur yelkovan kendime gelemem...
25 Haziran 2008 Çarşamba
packard 'a
3 kitap hasır iple baglanmış geçmişten yollanmış gibi sarı ..bu tarafta uzun süre saklanacağına emin olabilirsin..
için rahat olsun ..
ve bir not...
biri belliki sevdiği kitaplarıyla vedalaşmış
bana iletmeleri için selam göndermiş :)
benden de selamlar o adada ki dosta ..
güzel kartları ve güzel kitapları için .. Knulp ondan başlamamı istedi hiç kırmadan pikii dedim :) digerlerini masamın üstüne bırakıp, teşekkür etmek istedim sana ..
teşekkür ederim kitaplar için :) kartlar için... herşey için ..
Ağaca Tüneyen Baron / calvino - son
zayıflığı yakıştıramadım sanırım barona,,
bitmesinden de hoşnut değildim kitabın.. ama bu gün gelecek olanlarada yer açmak gerekliydi.
viola yı sevmedim kitabın başında da söylediğim gibi hiç gözüm tutmamıştı zaten,,
üzdü o çok ..
cosimo
ağaçlarda yaşadı...
yer yüzüne inmedi ...
hiç insanlara benzemedi ..
birine aşık oldu ..
hep iyi biri olarak yaşadı ...
okumayı çok sevdi.....
özgürlügünü kaybetmedi
kimseye boyun eymedi...
gökyüzüne yükseldi,
kuş oldu
uçtu ve gittii ,
aklımda kalan ...
'Onun gerçeği başka bir düzene bağlıydı, sözcüklerle değil, sadece onun yaşadığı gibi yaşamakla anlatılabilirdi. Ölünceye kadar yaptığı gibi, acımasızca kendine sadık kalarak ve değişmeyerek bütün insanlara bir ders vere
bilirdi.'
24 Haziran 2008 Salı
20 Haziran 2008 Cuma
Olağan Mucizeler -
o gidiyor sen kaybediyorsun... o kalıyor sen yine kaybediyorsun,, Hayat insanı hafızanın bir adasından diğerine akıp duruyor...bütün OYUNLARIMIZ içinde sadece aşk oYUNU ruhumuza huzursuzluk verir,,,
hayatın içinde ölüm olduğunu henüz bilmediğimiz bir zamann..
Ölüm Bütün OYUnların içine sızı verir..
......
Hayat dolambaçlı nice yol açıyor insanların önüne. Bir süre o yollardan birinde ilerliyorsun..Yanında yürüyen biri oluyor sonra..
Yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor,Ayaklarının yere bastığını bile unutuyorsun,
Bazen duruveriyorsun oracıkta, bir bakıyorsun ki yol hala kayıyor ayaklarının altında
o zaman anlıyorsun.. bir yerlere varmak için yolda değilsindir..yolda olduğun için yoldasındır,ne yalnız ne 2 kişi ...hiç bir şey değişmez yolda olmanın kendisi
asildir,, Bence sen sihrini kaybetmişsin ,,,,
17 Haziran 2008 Salı
gizli yüz
kadın: rüyalar tamamlanmaz ki hiç. hikâyeler tamamlanır.
(...) bazen bunu o kadar çok isterdim ki, senin bakışın benim bakışım olurdu. kederlilerin bulunduğu bir şehirde beni arıyordur diye düşünürdüm. ben de o şehirde olurdum., şimdi gazete kesiklerindeki yüzlere bakıyordur derdim.
o yüzlerin her biri benim yüzüm olurdu.
seni bazen öyle bir düşünürdüm ki, baktığın bütün dünya ben olurdum.
o zaman anlardım artık, beni değil, dünyayı istediğini.
(...) yanılmıyorum ben canım, değilim ben o aradığın yüz belkide . bazen getirdiğin fotoğraflara bakarken bakışını yüzümde hisseder, bir başkası, bambaşka biri olabilir miydim acaba diye düşünürdüm. o zaman birbirimize baktığımızda dünyayı değil, birbirimizi görürdük... kendimizi... dünyayı aramazdık...
Yapma nolur nolur affet Onlar incinir elbetYapma nolur bekle sabret Hayat utanır elbet
Aşk vurur göğsüm yıkılmaz Şiir onları yakmaz,,
boşver,boşver onları kırılan aynayı affet..
- ımm kızma aynaya,kanayan yaraları affet
yüzünü çarptığın duvarları paçanana bulaşan çamurları
saçını kesen pis kralları kırılan bileği kalbini affet
mavi teninde yalnız kalmış hasret yarası kabuk bağlamış
ıslattığı yastık sararmış yağmurlardan çok ağlamış..
o dağları, utançları yetim kalmış çarşafları
annemizin duasını canın isterse beni de affet
ben hala....dönecek yerim de kalmamış ya diyenlerle sevişiyorum
affet kendini...bık onlardan...bırak onları...
13 Haziran 2008 Cuma
PİSİ
iyi nedir yaaa..?
artık bana iyi biri, hemde çok iyi biri demeyin lütfen delirtiyor bu kelime beni..
salak +saf= İYİ
zorda olsa öğrendik seveni s.s. severler mantığını :S
''bu arada resim pek bi güzel olmuş facebokda :) allah tamamına erdirsin.''
iyi kızdan mutluluk dilekleri...
neyse konumuza dönelim..kazık :D
kıçımızdaki kazıklar ise diğer adı iyiliğin ..
kıçında kazıkla dolaşanlar dakikada bulur birbirlerini
ayy ne iyi insan s................ ordan.... SENACIN küfürlü yerleri sen doldur :)) yada sen :)) farketmez
ha bide salak diyemeyip sevimli hale getirilmesi..ayy safff temizzz :/
iyi insanlar kıç kısmından bi ışık saçar :)))) ahaa benim türüm dersin..
~
böle işte varyaa o yolladığınız şeyden ağaçlara bakarak yürür oldum :S
bi gün ağaca tüneye bilirm.. sizide beklerimmm..
kediniz köpeğiniz ve siz... ha bide sen :) börkleyen:)
'' GERCEK VARYAAA
SİZİN YALAN HAYATINIZI DÖVER...neden böyle biliyor musun geldiğini görmüyorsun salıncakta en yukarı gidilmez kırmak için bu döngüden çıkılmaz şimdi sen varsın sonra sen varsın bitince sen varsın başlarken sen vardın
olduğun kadarsın anca bu kadarsın kendimi kestiğin bir bıçaksın
yitik sözüme bulaşan kansın...
12 Haziran 2008 Perşembe
06 Haziran 2008 Cuma

Fısıldar sanki adımı usul usul
Ve eğer yağmur yağıyorsa bir de o akşam
Her bir damla çelik misali ağırlaşır
Kulaklarım çınlamıyor ne zamandır
Beni hasretle anan biri yok artık herhal
Bir garip bencil duygu ki ruhumu saran
İçtiğim içkinin buruk lezzeti acılaşır
Gün gelir serseri ruhum elbet
Acının lezzetine de alışır mı alışır
Alt tarafı insanım işte herkes gibi
Aklım ara sıra olsa da karışır
Gün gelir serseri ruhum elbet
Acının lezzetine de alışır mı alışır
Alt tarafı insanım işte herkes gibi
Aklım ara sıra olsa da karışır...
05 Haziran 2008 Perşembe
01 Haziran 2008 Pazar
toprak& ölüm
ona bakıyorum...
bir aynadan.
camdan ya da bir kuleden
düşerek
ve kapatarak gözlerimi
ona bakıyorum...
----
Bir şey söylememin amacı yok öğrenmen gerek bunu, bazen bir şeyi kaybedersin bir günü mesela. Bir yılı. Bir takvimi. Bir seçeneği. Birkaç kişiyi. Kendini bir benzerini…
*bunu hatırla...
--
kayıp olduruhundaki ayrık otlar...çarşaflara dolaşırken sözler.bileklerin çıplak mıydı?dudağının gümüşü kırılıyor.sus daha çok...sus...
....................................................................................hangi boylamda kayboldum
hangi doğruda
sahra ve serap yadırgadı beni
şimdi aşk şarkıları öğreniyorum
keşişlerden, düş ve gerçek
elbet çatlayan dudaklarda birikecekti tuz
ve kurutacaktı aykırı tohumları su
anlam sıyrıldı bir kere
çöle alışan içemezdi kevseri
kimler için değiştirdin çehreni
kopup gel ve irkil
tamamla belleğimi
bilirim, göçler zamansız gelir
ve rüzgâr
eksilte eksilte ilerler yüzleri
herkes gitti
ve her şey kendine döndü
terk edilenler
bırakıldıkları yerlerde değildiler
gözlerin
gözlerim değildi besbelli.
*aziz varlığına...
enkoyu dan
teşekkürler
aldım belkide çaldım...
31 Mayıs 2008 Cumartesi

neden böyle biliyor musunaçılacak yeni bir kapı yok
sabahı daha görkemli yapacak yeni sözler de
başka bir ırmak yok içinden akılacak
birbirine bakan aynı anlamlar değişen yüzlerde
neden böyle biliyor musun
uzakta gürültülü ikaz kornası şimdidesiniz bu sizsiniz sesiniz diyorum sesiniz
ışığını kaybetmiş pervaneler
bir skor daha bir neden daha şimdi çok cılız bu sesiniz
biri daha aynı filmi başka perdede oynasa sesiniz diyorum sesiniz şimdi kimsiniz
neden böyle biliyor musun
köpeklerden daha çok değil yaşama isteminiz vermedikleriniz aldıklarınızdan çok
beğenmedikleriniz yüzünüzdeki korku filminden
yıkanıyor kendi pisliğinde heceli esleriniz
parçalayıp aradığınız o yolun puslu izleri
bütüne tamlanmayan çeyrek usları kanıların sanrılarında salınan kevaşe tanrısı
neden böyle biliyor musun geldiğini görmüyorsun
salıncakta en yukarı gidilmez kırmak için bu döngüden çıkılmaz
şimdi sen varsın sonra sen varsın bitince sen varsın başlarken sen vardın
olduğun kadarsın anca bu kadarsın kendini kestiğin bir bıçaksın
yitik sözüne bulaşan kansın
neden böyle biliyor musun kaç noktadan geçiyor bilgi ağacının kolları
kaç noktadan geliyor duyguların şahbazı kaç, noktanı kaybedersen
buralarda durma sandığından medet umma
şahını bul ve kes durma
neden böyle biliyor musun
kirli sularda yüzerek başla kendini bir çarmıha ger ve durmadan taşla
nedenleri sendeydi yaşamak bir ilmek boynunda
son düğümü sen bağla
hatırla..
neden böyle biliyor musun
gözleri uzağa bakan o masum delinin aradığı neydi anla
geliyorlar ellerinde acımasız taşlarla
duygulanmak yok, ölü evinde ağıt yok birikiyor sahte yaşlar yalancı çanaklarda
neden böyle biliyor musun
o kapı orada değil artık
çünkü o kapı yok yeni değil bu eskitilmiş bel çukurları
bu hayvanın aklı yok yeni değil artık sözler
yeni bir ölüm yok duramazsın ve artık susamazsın
dünya geçecek üzerinden mani olamazsın..
kunthar,,
(Alıntı veya çalıntı)
29 Mayıs 2008 Perşembe
Ağaca tüneyen baron -belki yere değmezsem, bu dünyaya ait değilmişim gibi davranabilirim..
Yedinci bölümcosimo destekliyorm :)
viola 'a şüpheci yaklaşıyorm... sarışın oldugu içindir belki :))
sümüklü böcekler icin üzgünüz :((
25 Mayıs 2008 Pazar
NOT.
:( üzgünüm:( sana yardım edebilcek duurmda degilim,, kelin ilacı olsa başına sürermiş..
24 Mayıs 2008 Cumartesi

gurbete kaçacağım o lâcivert ülkeye o üzünç denizine
uzayan iskeleye ansızın sormaksızın neler kalır geriye
gurbete kaçacağım o kimsesiz ülkeye o geri dönülmeze
bağlanan ilk köprüye umarsız durmaksızın
acılar tüketmeye gurbete kaçacağım
o duvaksız tepeye o yolunda gözyaşı
çeşmesi kuru köye kopup yalnızlığımdan
kopup sonsuzluğumdan gurbete kaçacağım gurbete tükenmeye
Yaşar MİRAÇ
23 Mayıs 2008 Cuma
canımsınnn

çok konuşamıcam ağzımda kahve çekirdekleri elimde kitabım :)) oyalamyın benii,,
21 Mayıs 2008 Çarşamba
20 Mayıs 2008 Salı
evim :)

ve polo: “biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. iki yolu var acı çekmemenin: birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. ikinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek
15 Mayıs 2008 Perşembe
....
aşk tut beni dünya elindenyar adına ağıt yaktım duyulsun diye;
geçtim kendimden.
dünya bak bana yar kalbinden
aşk adına ateş oldum görünsün diye; indim göklerden
yar at beni günahlar giysimden
ateş adına dünyaya döndüm bilinsin diye;
düştüm gözlerinden
ateş koş bana kum yağmurlarıyla
dünya adına melek oldum konuşulsun diye;
uçtum beşiklerden
gizem süzül bana kervanlar giderken
düş sazına el oldum mevsimler değişirken
döndüm ölümlerden
çöl gel bana dökül kalbimden
güneş adına bulut oldum yar serinlesin diye;
göründüm denizlerden
taşlar dokunun kalbime
düşler evimdeyim artık
acılar adına çiçek açtım yayılsın diye;
toplandım bahçenden
taşındım teninde…
12 Mayıs 2008 Pazartesi
11 Mayıs 2008 Pazar
:)) eski dostlar
kankii : o limonu elini sokup bardaktan çıkartmıcan dime börrrkkk yani
pisi : e nasıl çıkartcam başka ( el bardakta limon çıkmak üzere )
kankii : ıyyy (rezil oluyoruz gibi bir bakış )
miço : bardağı eyy eyy bardağııı haaa kenara getir limonu öle çıkart :D
pisi : haaa oldu :D
kıvırcık saçlar :) kankii diyen bir ses naperr baba diyen bi karakterr :p heheheh diyen bi grup..
eski adamlar iyi adamlar :) kafaları güzel adamlar :) sizi seviyormm..
Kedilerin Dokuz Duygusal Canı
Kedilerimle bu anın tadını çıkarmayı öğreniyorum. Geçmiş yok, gelecek yok. Yalnızca bugünün, bu anın büyüsü. Pişmanlık yok, özlem yok, yalnızca bu anın neşesi." Türkiye'de ve dünyada çok beğenilen Köpekler Aşk Hakkında Asla Yalan Söylemez kitabının yazarı Jeffrey Moussaieff Masson bu kez kedilerin gizli ve büyülü dünyasına sokuyor bizi ve bu mırıl mırıl dostlarımızın duygularını anlamamıza yardım ediyor. Masson'un beş kedisi var. Yazarımız kedi yüreğinin esrarengiz derinliklerine dalarken kendi zarif, sürmeli gözlü kedilerinin sevgisini, kıskançlığını, öfkesi ve neşesini örnek veriyor bize. Edebiyat, tarihi, hayvan davranışı araştırmalarına, hepsinden önemlisi kedi severlerle kedi uzmanlarının anlattığı harika öykülere dayanan yazar, ormanda tek başına yaşayan yaratıktan insan dostuna evrilen kediler hakkındaki birçok efsaneyi de yıkıyor.( bitireyim yorum yazıcam )
07 Mayıs 2008 Çarşamba
siyah
Yıllar önce ‘’her …………….. arkasında mutlak bir soru kalır ‘’ demişti çok eski bir arkadaşım…~
‘’ mutlak olanı arıyorsun değimli…’’ dedim
Mutlak düşünceyi ve evreni ve insanı ve ışığı ve rengi, mutlak
Ve ölümü..’’
Gözlerini boğazdan ayırmadan ‘’ biliyor musun …’’ dedi …her ressam siyahın
Bir renk olmadığını söyler beyazında..’’
ne anlamsız hıı...
02 Mayıs 2008 Cuma
:)
sen köpek gibi sev o seni belediye gibi zehirlesin :)
eksik bir şey mi var hayatımda gözlerim neden sık sık dalıyor eksik bir şey mi var hayatımda gökyüzü bazen ciğerime doluyor öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam atsan atılmaz, satsan satamam eksik bir şey mi var, anlayamam bak çayım kahvem sigaram kedim kitabım, her şeyim tamam ...kalksam duraktan dolmuş gibi arka koltukta unutulmuş gibi terliklerimle, gelsem sana sonunda aşkı bulmuş gibi
01 Mayıs 2008 Perşembe
twi ~~ 'e aittir :) izni ile çaldım
gemim battı şu an hissediyorum ama benim gemim yok ki!kağıttan yaparım o zaman bi tane,hatta iki tane yaparım belki üç tane...
uçakta yaparım kendime,ev de.kalbi attı sevgilimin hissediyorum
ama benim sevgilim yok ki!kağıttan yaparım o zaman bi tane,
sadece bi tane!yakarım sonra hepsini çakmağı çakıp.
satarım anasını dünyanın!yaparım ben,oyunlar oynarım.
zihnimi oynatırım yerinden,tersinden bi bakarım şöle dünyaya,
dersimi alırım sonra otururum.anlarım yetişmemişim daha küçücük bir çocuğum!
:) iyiki ala bilirsin dedin bak herşeyi topladım geldim :)) teşekürler,,twi
pisi oyunu
kedili Oyun :))bu kedi yuvarlak karelerde yürüyerek ekranın dışına çıkmaya çalışıyor.pisipisiSizin yapmanız gereken ise kedinin yolu üzerindeki dairelere tıklayarak çıkmasını engellemek. oyun sırayla oynanıyor. önce sen sonra sıra kedide.pisipisimiz biraz akıllı ve dışarı
çıkmayıseviyor.
tIKLa
http://www.gamedesign.jp/flash/chatnoir/chatnoir.html
sayıklamalar
her gece sayıklardı bana buhur buhran ..onu anımsadım özledim ki en cok o anlardı beni ...üzüldüm
seni terk ettigim için üzgünüm dostlugunu terk ettigim için üzgünüm kendimi terk ettigim için üzgünüm anlıyacağını umut ediyorum yazılarını şiirlerini hala çok severek okuyorm..
sevgili duyarga! derdii..
katları açılmış çokgenleştirilmiş mektup zarflarına bırakıyor kahinkehanet satırlarını extrem duyarganın dost kapısınabırakılmak üzere beyaz düşler saklıyorkara mürekkeplere sardığı''
kahin tanrılarla oynardı..
iconium’da başlayanaçık ara mesafelerde süren uzaduyumlarla beslenen şarapla soğuyan dumanla ısınan bir dostluk bıraktı sana daimos agahta!
Agathadaimon Tapınağında Gece Seremonisi :) not..
ben aynı yerdeyim offfffffffffffff luyorum hala çok 'F' li :)
……Ondan şimdi
sabahlarımız feryat figan
ağıtları uzun
akşamlarımız bir
doz diyazem
saltanatısükun….
06/ankyra-nikomedeia agatha
29 Nisan 2008 Salı
Yeni çocuklar.. Sizi sevmiyorum
Dedem babama boru paça pantolon için kızardı, babam da bana küpeler için.. ama ben size çok başka şeyler için kızıyorum.. Kızdığım şeyler kırmızı renkli saç tutamlarından çok daha farklı, çatal gösteren pantolondan daha öte..Kimi iyi karikatür çizerdi, kimi iyi keman çalardı etraftaki insanların.. Kiminin sayılarla arası çok iyiydi, kimileri en iyi çalışan anti-virus motorunu yazmak için yarışırdı.. Bu insanların hiçbirinin işi bunlar değildi ve de.. Bunlar "boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?" sorusunun cevabıydı..
Boş bir kuşağın peşinden atlıyla kovalayan bomboş neslin temsilcileri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.. Arada parlayanlar görünüyor ve hemen cımbızla tutup alınmalı.. korunmalı.. Artık "kitap okumuyorum" demek moda.. "Nabersss yawfs.. Sıkıliom kieee.." gibi frenkçeye benzer ifadeler - ki iyi frenkçe bilmek çok uzaktır bu insanlara - "kültür", Windows Live Messenger için yazılmış resmi olmayan eklentiler kurup, kişisel iletileri renkli göstermek ya da SchoolBus gibi çalışan bir solucanla milletin Live ID şifresini çalmak "teknoloji", Bir dizinin tonik, sub-dominant ve dominantı ile dönüp duran fukara bir anafikir "beste".. Saymakla bitmez..
Ha bundan öncekiler çok mu iyiydi?.. Biz? Daha öncesi? Hayır değildi.. Ben okuldan kaçıp ATARI 2600 oynardım bazen, babamlar da kendi gibi düşünmeyen herkesle kavga ederlermiş.. Ama sizinki çok farklı.. Bugüne kadar biriktirdiklerinizi bir gözden geçirin.. Farkedeceksiniz..
Yeni çocuklar.. Sizi sevmiyorum
Orgelwerk- yazısını izni ile yayınlıyorm :)
28 Nisan 2008 Pazartesi
yaşasın antifacebook lillyyy 'nin yazısı *****
---
FACEBOOK: eski arkadaşları bulma ARACI olarak gösterilip herkesin yeni arkadaşlar bulma AMACIYLA kullandığı yani eski arkadaşların yeni; yenilerinde eski olduğu kendi içinde sonsuz kısırdöngülere sahip amaçsız, geçmişinden kurtulamayan kişilerin üye olduğu bi kuruluş..(facebook 'u lanetliyoruz)
lillyyy
27 Nisan 2008 Pazar

Kendi oyunumu oynamağabaşladım.
Uğultu dindiğinde onun sesini işittim. "Mat" diyordu,,
-- sen öle san :D
26 Nisan 2008 Cumartesi
Aşkın derileri ve gerileri '' bU yazı Kunthar 'A aiTİR, izni ile çalıp yayınlıyorm :)
Kaybeden istersem kazanan tarafım, duruma göre belki iki damla ağlarım. Oynatılsın iki bacaklılar arasındaki tüm eslerin ve cümlelerin geniş kazanında titreşen bağırsaklardan gelen kösnül bendeler banane ben yek o ışığı arıyorum. Suretini çoktan biliyorum durdurulmaz süratimle aranızdan geçiyorum.
Kimsenin elini tutmadım, daha kimseye bakmadım, bakınca orda derin bir yara orda kendinle başbaşa, her seferde küllerimden doğan bu adamın içinde uzun bir labirent, sincap burunları oynaşarak bir parça oraya bir etiket buraya bırakılmış içinde ince bir es, eskaza bir tenhada çırılçıplak zemini oynak gayesi titrek bir haritada belledim şimdi varlıktan gelen zengibar böceklerden, saklanan pisliklerin gizlendiği odalarda soluk dönük ölgün yanık kör ışığın kokusunda dermansız bir cümle olup kendini tarif etme bana.
Her dediğimden bir evren bu evrende dediğimden başka hangi kalem içinde sabahtan akşama kaybolduğun duvarlarda işaretler, tarihe göçmüş kabileler ve kütüphanelerde kurulmuş uzun cümlelerde gerçeğin düşünü cesedi pahasına söyleyenler olsa ne, sana ne, sen orda karmaşık katmanlı bir yıldızın az yağlı içisinde, pek bellekli pek iffetli affedici tanrıça sağanak yağ ruhuma yağ ruhuma yağ, ne gam burda sular kesik, şimdiden bu numaralar bitik, ne yana döneceksin şimdi tüm yumurtalar ezik, bana arzulu bir omlet yapsana hamle etsene, hamlelerden fil olsana ayaklarından bağlansana zincirlerini koparsana takla atsana sabahın ilk ışıklarına karışsana havada aksana teğet geçer belki sesinde çatlayan bir duygu bu üzgün aklıma ha.
Ahha, hızlı giden atın takibindesin bak biraz yüzün kızarmış belki de çiftesin standartlardan azadesin çeliğinden çalınmış bir nalsın ve hangi yolda düştün şimdi tek dalsın kırıldın belki çok üzüldün fotofiniş karşıda bitişte beklenen tantana yok sana sen orda durdun şarkıdan koptun aklımdan çıktın ve orada dondun sen ahha.
24 Nisan 2008 Perşembe
Tezer Özlü-Yaşamın Ucuna Yolculuk
Her anı ölüdür. (sayfa 26)
Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin "medeni durum" dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak, ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzene (ayak uydurmak) o denli kolay ki...
Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.
Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum. (sayfa. 75-76)
İnsan çoğu kez her şeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil bir insan ömrü.
( 13,0,2002 bide not düşmüşsün kitaba ''arkadaşlığımızın ömürboyu sürmesi dileğiyle :)) bay sanatcı 3 gün bile sürmedi..ama yinede her zaman Dostluklar volki ,, :)
SERÇE VE KEDİ
artık telefon telleri ve bir telaş
yüreğini sarıyor serçelerin gördükçe kedileri
II
Anlar mı serçelerin neden göç etmediğini
sobanın kurulmasını bekleyen kedi
III
Yalnızca rüzgar gelir ölü bir serçenin
cenaze törenine ve usulca
kımıldatır tüylerini kediden önce
eksik kalmasın Sunay Akın :)da olsunnn
......
Neler yapardın neler Bana anlatma sakın Yelken açsaydın eğer
Özgür olsaydın eğer Neler yapardın neler Sen iskeleye bağlı
Fırtnalardan yoksun
Tatlı rüzgara razı Ben açık denizdeyim
Deniz bu belli olmaz Huyunu seveyim....
(bide güzel dolaşıyorum hıı :) okuyorum okuyorum... elimde kahvem..yorulunca oturup müzik dinliyorum..olmuyor tutup getiriyorum beğendiklerimi:)
23 Nisan 2008 Çarşamba
balık..
22 Nisan 2008 Salı
:)
boyum kadar büyük hediyeni,resmen sürükleyerek getirdim kocaman paketii:))
kediyi öldüren merakmış ya yolda azcık azcıkk derken açtımm içini
ne çıksınn :)
beni üzen senin içini acıtan ...aldım koydum karşıma üzülmücem artık fazlasıyla yollamışsın ..çiçegi bile var,,
gelicem :) gidicezz her yere o tiren lee :)
teşekkürler,, sena:)
pisin..
18 Nisan 2008 Cuma

'' mülkiyet edinme bilincim yoktu,,bedenimi bile asla kendime ait görüyor belki bu yüzden hiçbir şeyin sahibi olamıyordum..kendimi bildim bileli eğer hiçbir şeyin sahibi değilsem o zaman her şey benimdir diye düşündüm ve hep mülkiyetsiz yaşadım,,
~Siyah~
sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: örneğin evi yakabilirsin. yangın, mahalleye yayılmadan kaçmayı başarabilirsek, sana o istediğin aynayı alacağım..
15 Nisan 2008 Salı
Hayalet Oğuz / Tezer Özlü ( e birazda edebiyat )
Oğuz, yanında kaldığı dostlarına aldığından çok daha fazlasını verdi. Dostluk, güleryüz gösterdi onlara. Akıllıca yapılmış şakaları ve bulunmaz kişiliğiyle öylesine yeri doldurulamaz bir insandı ki, onu tanımış, onunla birlikte günler, geceler geçirmiş olmayı, erişilebilecek mutlulukların en büyüklerinden sayıyorum
Her anlamda olumsuzlaşan İstanbul’u artık istemiyordu ve ölümü de öylesine umursamıyordu ki... hani;
-Beyoğlu’nun tadı kalmadı, artık öteki dünyaya gidelim, der gibi. Ve ölmeden dört gece önce Degüstasyon’un kapısı önünde karşılaştığımız Ali Poyrazoğlu’nun yanağından makas alıyor,
-Tatlıhayat kurbanları gene nereye? diye takılıyordu.
tezer özlüden oguz atay( 2 side sağlam ölüler )
12 Nisan 2008 Cumartesi
Zaten pek de sevmem insanları Ama kimi dostlar var sevdiğim sokak köpekleri kedileri beslediğimn Bazı güzel anılar biriktirdiğim
09 Nisan 2008 Çarşamba
mOr
Gün gelir, Elbiselerini asmaya bile vakit bulamadan terkedersin odayı Sıvalar arasından...
Gün gelir, Enerjin bambaşka bir yolculukta Unutur benliğini...
Tüm amacı sürdürmektir senliğini...
Gün gelir, seni bulurlar sensiz... Ve yas tutarlar boş bir kabuk için...
Gün gelir, Gelecek bir gün kalmaz artık...
Ve,seni anlamaları insanların Beklenti senfonisine dönüşür...
Numaralayıp resmimi... Koyun arşivinize...
Ama tozlanmasın... Arada bir bakın gözlerime...
Orada size açılan pencereler var...
Çözülmeyen sırlardan... Spatyomun son kademesi...
Anılardan-yarınlardan... Çook geç olacak sizin için...
Ama ben gülerek; 'Hayret erken oldu' diyeceğim... Bi yerlerden...
Gün gelecek anlayacaksınız, Gidip-gidip geldiğimi Nerelerden...
Sizin için yaptığım Köprülerden de geçeceksiniz belki...
Bir yaşamlık emek... Ve zamansızlık içinde...
Hele bir de bulursanız Mor koridorumun ucunu...
O zaman paylaşmaya hazırım sizinle, Ne güzel!.. ,i.i
Sıkılmasın İçinizzz
Hayat trendir Tren ümittir Durmadan inmek Deliliktir......
Hayat tüneldir Tünel bilinmez Akıllı insan Geçmişe dönmez
Hayat kumardır Kumar kayıptır Zamansız kalkmak Çok ayıptır.. GLÜMSEEyinn,,
. . .

Özgürlük kuralsızlık değildir; o, muazzam bir disiplindir.
Gerçeklik, sahiciliktir; gerçek olmak, sahte olmamak, maske kullanmamak.— Gerçek yüzün her neyse, ne pahasına olursa olsun, onu göster.
Gerçek insanın ideali yoktur. Andan ana yaşar; anda nasıl hissediyorsa öyle yaşar. Ben insanların böyle olmalarını istiyorum; gerçek, sahici, içten, kendi ruhlarına saygılı.
''ne olacagin hakkinda bir fikrin olmadan dünyada yasa. bir kazanan mi yoksa kaybeden mi olmanin hiçbir önemi yok. ölüm her seyi senden alir. kazanman ya da kaybetmen maddesel bir sey degildir. önemli olan tek sey oyunu nasil oynadigindir. hosuna gitti mi? oyunun kendisi? o zaman her an bir cosku anidir.''
OshO
Kuantum Düşünce Tekniği Nedir?

Kuantum Düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir.
Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir.
Bu düzeyde insan, kendi hayatının efendisi durumuna geçer.
Kuantum Düşünce daha da ilerisi ortak zeka alanında işlem yapar. Bütün evreni tekamül ettiren enerjiyle işbirliğine girildiğinde siz bir "kişi" olmanın sınırlı olanaklarını aşar, "bütün" ün gücüne ulaşırsınız.
O zaman da gücünüz tabii ki bütünün gücüne eşit olacaktır
Kuantum Düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Bizim düşünce ve kabullenişlerimiz direkt olarak bedene etki yapar. Bedenimiz aslında bir enerji okyanusundan başka bir şey değildir. Korku,kaygı,öfke, suçluluk duyguları bütün hücrelerimizin beslendiği enerjide azalmalar yol açar.
Kuantum Düşünce Tekniği; kendimizi tanımaya, başkalarını anlamaya, evrensel sistemin işleyişini fark etmekten doğan bilgeliğe ulaştırarak beden enerjimizi de düzene sokar. Kişiler daha güçlü canlı ve güzel olurlar. Hayat misyonumuzu fark etmek ve ona adım adım ulaşmak yönündeki çabalarımızı destekler. Kendi içsel kodlamanızdaki yapmanız gereken işinizle ilgili ipuçlarını yakaladıkça adımlarınız hızlanır.
++++++
Senin içine girdiğim zaman
Dışımda kalıyorsun.
Senin dışından sana bakınca
İçime sığmıyorsun.
Asaf:)
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Niels Bohr şöyle dedi: " Bir süre önce yine burada Kopenhag' da özellikle olguculuk yanlılarının katılmış olduğu bir felsefe konferansı vardı. Bunda Viyana Okulu' nun üyeleri büyük rol oynadılar. Bu filozofların önünde kuantum teorisinin yorumunu yapmaya çalıştım. Konferansımı verdikten sonra karşıt hiçbir düşünceyle ve zor herhangi bir soruyla karşılaşmadım. Ama bunun benim için çok korkunç olduğunu itiraf etmeliyim. Çünkü bir insan kuantum teorisinden ürkmezse, onu anlaması da olanaksızdır. Belki de o kadar kötü bir konferans verdim ki, kimse neden söz ettiğimi anlamadı."
-----
08 Nisan 2008 Salı
06 Nisan 2008 Pazar
ÇOK AYIP BİR ŞEY MUTLULUK
kuyular; oralardaki çocuk ölüleri - ölü gürültüleri,
Bakın ben herkesi öldürmedim,
hatta sevmedim ceddime bıçak çekmeyen hiç kimseyi,
Şimdi tam vaktidir, söylemeliyim o
Ötekim'den nefret eden insanlara ezberlettiğim,
ezberlettikçe kirlettiğim cümleyi:
Çok ayıp bir şey mutluluk
Eğer bir dosta giderken geceyarısı,
ona uzatacağın elinde gelincikler varsa ve
arkana sakladığın elinde taşıyorsan hâlâ hançerini...
04 Nisan 2008 Cuma

O anda durdu zamanlar
Öylece kaldın
Kalbinde kim var söyle pembe yalanlar
Acılar solar zamanla
Çığlıklar kopar
Yuvarlandı sesin kapıldım sana
Ruhumda girdaplar sancılar
Buseler aradım nefesin kokan
Olmaz olsun böyle deli sevda
Çarmağa gerildi sevda
Öylece kaldın
Gözlerim aradı seni sır oldu sevda
Yine yalanlar söyle
Çığlıklar kopar
O anda durdu zamanlar öylece kaldın
Yalvarman yalnızca bahane ruhum isyanda
i.irem
03 Nisan 2008 Perşembe
:)))))
-"Şu an meşgulüm, bileklerimi kesiyordum, daha sonra belki.."
-"İyi akşamlar efendim, biz sizi Aydınları Koruma Cemiyeti'nden arıyoruz, bir panel için acaba.."
-"Şu an boşluktayım, fikir birliğine girdikten sonra belki.."
-"İyi akşamlar efendim, biz sizi Yurtta Sulh Partisi'nden arıyoruz, "emperyalizme hayır" imza kampanyası için sizin de adınızı.."
-"Şu an adımı değiştirmek için mahkemeye başvurdum, adalet yerini bulduktan sonra belki.."
-"İyi akşamlar efendim, ben Zırtpırt FM'den arıyorum, şaka yapmak istediğiniz bir tanıdığınız varsa eğer.."
-"Şu an kimseyi tanımıyorum, birileriyle tanışır tanışmaz belki.."
-"İyi akşamlar efendim, yayımlanan son kitabınız hakkında birkaç eleştirim olacaktı, acaba siz neden.."
-"Şu an çatladım, su sızdırıyorum, telafisi mümkünse telafi edip size dönerim.."
-"İyi akşamlar, beni terkettiğin günden beri mutlu musun, bunu öğrenmek için aramışt.."
-"Şu an yeryüzündeyim, gökyüzüne gittim mi, ben sana bol melekli bir mektup yazar, herşeyi tek tek açıklarım.."
küçük iskender :))
31 Mart 2008 Pazartesi
30 Mart 2008 Pazar
Sevmeye çalışıyorum yalnızlığımı İşte ben böyle bir hal içindeyim
Aslında derin keder içindeyim Bazen bilmeyerek ne yaptığımı
İyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim Bazen isyan edip yalnızlığıma
Sana karşı ince bir sitem içindeyim..
-----------------------------------

Kapkara bir kör kuyu çıkıyorsa eğilme koynuna
Herbir gölge bir anda sen olursun
Karanlığında kaybolursun
Kapkara yarınlara çıkıyorsa sokağın yenilme korkuna
Kendi ayak sesinden yorulursun Gecenden de kovulursun
Alışmadan yalnızlığa affetmeyi öğren vakit varken
Geç kalmadan kaybetmeli
Zaferlere ödül yalnızlıktır, yalnızlık
21 Mart 2008 Cuma
20 Mart 2008 Perşembe

Kapımızı kapatmayı bilmiyoruz. Başkalarıyla birlikte yaşamaktan çok fazla hoşlanıyoruz. Kesinlikle ağzımızda bakla ıslanmıyor. İnsanları kolay kabul edip içimize alabilen insanlarız. Büyük bir anlayış ve sevgi var aramızda.
Serra Yılmaz
Röportaj kesiti :)
*******
Kendisinin arketip diye adlandırdıgı kimi semboller, insanlık tarihinin ortak verilerini içeren ORTAKBİLİNÇDIŞININ'nın ürünleridir.
Jung. olric
****
emoş'a
''ne olacagin hakkinda bir fikrin olmadan dünyada yasa. bir kazanan mi yoksa kaybeden mi olmanin hiçbir önemi yok. ölüm her seyi senden alir. kazanman ya da kaybetmen maddesel bir sey degildir. önemli olan tek sey oyunu nasil oynadigindir. hosuna gitti mi? oyunun kendisi? o zaman her an bir cosku anidir.'' osho
16 Mart 2008 Pazar
ölümsüzleşiyor, tıpkı bir erkekle bir kadının ayakları altında kıtaların ilk çatlağının açıldığı anda atılan çığlık gibi; okyanus uçurumları oluştuğunda, ansızın biri bir yana, öbürü öte yana savrulunca, bu çığlıkla, onları bir arada tutacak bir ses köprüsü kurmak istemişlerdi, ama sesler gittikçe zayıflamış, sonunda da dalgaların gümbürtüsü altında sönüp gitmişti.
13 Mart 2008 Perşembe
12 Mart 2008 Çarşamba
'' Sarhoşbalık ekledi ''
Siyah beyaz bir düşün
Kaybolan ateşiyle dalıyorum uykuya
Sokaklara ıslanıyor gözlerim
Kara bir kedinin gözleri üşüyor horlanmışçasına
Yaşam ve ölüm arasında
Güldü.
Delercesine gökyüzünü
Kapalıydı perdeleri
Küsmüştü şehir.
Hüznün gizdüşümlerini takip etti
Ölüm giydi, titredi; aşk giydi…
Boğulmak üzereydi
Soba borusundaydı işte
Küfürlere banılmıştı, agır-agır
Koşmaya başladı sonrasız
Hiçbir şey olmak isterken her şeydi
Hiçbir yerde olmak isterken her yerdeydi
Zincirlenmişti
Asfaltlara, sokaklambalarına
Kaldırımlara
Aramaya koyuldu,
Gündüzü yakaladığı karanlıkları
içine düşüp kendini yatağında bulduğu,
Kaybolan Ateşi arıyordu
Titriyordu
Kayıp kentte kaybolmuştu
Kargalar konmuştu dallarına
Ölüm kuşları
Güldü!
kapıaralıgından ulaşmaya çalışıyorum ateşe
Geceye sızan ateşböcekleri misali umarsızca
Parçalayıp dizeleri yollara serpiştiriyorum
şiirhavası’nda bir yolculuk oluyor sonra,
Bütün yaşananlar.
09 Mart 2008 Pazar
07 Mart 2008 Cuma
Gel sen inanma benim her sözüme Kelin merhemi olsa sürmez mi
Ve aşkın yüzü olsa gülerdi yüzüme
Dilin yaresi pek acıtmaz
Aşk yarasından yoktur öte
Biri aşk derse önce kalbine sor
Kim ne derse yalan o ne derse öyle
*****
son tren gardan çıkıp kenti baştan başa böldü. içimde bir lunapark ışıklarını yaktı.
bir düğüm kendini çözdü.
saat o saatti işte masamın üzerinde ay damlaları. hangi sözcüğün ırzına geçsem cümleler biraz daha piçti.
ve koskoca bir hiçti kütüphanelerdeki mantık kitaapları.
aşk dediğin mayın gibi patlar öğret bunu çocuklarına. böyle şarapnel şarapnel kanatır adamı hesapsız her yürek.
ve artık biz ağlarsak bir tek aşka ağlarız. belediye zabıtalarının sokak köpeklerini itlaf ettiği saatlerde ben, aşkı böyle hep siyah mürekkeplerle yazdım. bütün harflerini tükettim anadilimin bir tek sözcük için. soldan sağa yukardan aşağı üç harfli bir bulmaca için, bin harfli bulmacalarını çözdüm gözlerinin. senin kıblene dönükse bütün seccadelerim artık, yazanlar küçük harflerle yazmışlar demektir bizi bir kez. ve hiçbir satırbaşı artık bizi böyle kabul etmez.
---
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
ATAOL BEHRAMOĞLU
28 Şubat 2008 Perşembe
paspasa ayağını silerken olanca gücüyle takla atıp yere düşen kayıp bi adam vardı beynimde...sadece yerdeki ıslaklığa kapılmış gözlerini çeviriyodu elleriyle..ve tekrarlıyordu şu cümleleri : yaptığımı takarım, taktığımı satarım....sayılardan beş'i,insanlardan keş'i severdi.günün birinde beşini birden içti, yerlere serildi leşi.gözlerini yerine koymaya fırsatı bile olmadan kesiliverdi sesi.ve tekrarlıyordu son kez şu cümleleri: yaptığımı takarım, taktığımı satarım... 25 Şubat 2008 Pazartesi
21 Şubat 2008 Perşembe
sen hep "gerçek"te
kalacaksın..k
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
İstisnalar kaideyi bozmaz, bu civan bu civarda fazlaTozmaz Elimi verdim, kolumu kaptın, gözümü çektim, aklımı aldın Yaşam mı ben mi bedbahtım Sallanırsa da yıkılmaz tahtım Canım, yanar ödün kopar canım, tabularımı kendim yazdım İstisnalar kaideyi bozmaz, kuru yanında yaş telaş yapmaz Eli uzun alemin, cebi de tenha, sivri dillerin alayı Kesilir anla Paranın değeri arttı millet, insan değeri battı Kimlere kaldı artı Sendeniz bir boş vakit arakladın, poponsa yan gelip de YattıYine mi komada martı İşlevsizlerin hepsi karttı Hanginiz bu piste havlu attı Vaktim geldi çattı,
20 Şubat 2008 Çarşamba
pisican
oyun & kedi
/alıyordumartık/karşıkarşıyagelmiştik/oyunbitmezkibitmezki bitmezki ,,,b.K
19 Şubat 2008 Salı
pisinin öteki yüzü
ateşin varmı?-sigara içmezmisin...
-allah bilirr rakıda içmezsin,
-konuşmasınıda bilmezsin diymi,sen kuşlarıda sevmezsin,
-çicekleridesöle öyle değilmi,,
-canın cekmezmi meşk etmeyi
-parayı severmisin parayı onudamı,
-kadınlardan nefret ediyorsun ee sanada bu yakışır.............
-at kendini denize ne duruyorsun boşuna bu dünya de be,,
-benim yarı yaşım kadar bile yoksun,,
-güzelmişsinde
-derdinmi çok bendendemi çok - at kendini denize seni o paklar'
*****hıı
' 'MADEM ATEŞİN VAR NE DURUYORSUN KARANLIKTA''
****
hey biree karaca ahmet kara mezarlık sana gelmiyorum işte varmı bir dicen Yorgonun meyhanesine gidiyorm,dahaa çok beklersin çokkk,,
....
eski caz cinayetinden beri suçsuz tutsağım kaç şüpheye ikram edilerek üzüldüm üzüldüm mü ay erir de akardı dünyaya tutunup, karnı doyan cin artık çocuklara masal olurdu. karnı doyan cin artık çocuklara engel olurdu. bir postacı gibi gelirdi gece boş bulunup kötü haberler yazardı mektuplarda imzasız, ürkütücü fazlaca bizden ve fazlaca esaretten sözeden keşfettiği toprak kendisinden daha fazla ilgi çeken fakir bir kaşiftim o dönmedolap kentinde: ilk cin, içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken içi sonbahar dolu bir sevgili gibikarama vururdu! yüzümü bir kez sır verdiğim ayna ah ayna yüzümü alıp nehre kaçardı, nehir aynada kururdu! yalandı küçük çocukları kandırıp benim yediğim eğer yüzüyorsam yalnızca derilerini üşüyeceklerse bir vedada iyi üşüsünler diyedir! iskendrHiçligin ve Mülkiyetsizligin Öyküleri* Siyah*

18 Şubat 2008 Pazartesi
Bakımsız günlerdi.Ben bir yaşadım gözler görmez oldular.Ben galiba sonra hiç yaşamadım. Bakımsız günlerdi.Bir med-cezir uyandırırdı bizi ve aklımızda Cezayir.Birileri yok etti nerede şimdi o sihir?Bakımsız günlerdi.Ben çok hercai yaşadım kim bu dediler.l.m. VE
HEMEN GIDEMEDIM VE ARTIK GIDEMEDIM VE SONRA HIC GIDEMEDIM KURTULUS'TA, SON DURAKTA BIR TRAMVAY OLUSU SANKI BEN OYLECE KALAKALDIM HEPIMIZ KALAKALDIK ELIMIZDE TETIGI CEKILMEYEN NAMLUSU YONSUZ BIR TABANCA GIBI. E,C,
17 Şubat 2008 Pazar
neden kedi / 1
kazanılmayı gerektirir.
Kedi eve gitmeyi arzulatır
Bir çok filozof ve bir çok kedi ile karşılaştım ama kedinin bilgeliği her zaman daha üstündü.
kediler anlatmak istediklerini bakışlarıyla ve tırnaklarıyla anlatır**
kediler duygusal canlılardır** kediler evcimendir**
kedi iyi olduguna inanmadıgı insanları sevmez** kediler huzur verir***
Kedi oyunlarının hepsinin kuralları ve oynanış tarzları olmasına karşın, kediler oldukça münferit oyuncudurlar.
Eğer bir kuralı izlemiyorlarsa, nedeni basittir, kural değişmiştir ve siz bir an önce yeni kuralı
öğrenmelisiniz.
Tanrı'nın yarattığı bütün canlılardan sadece kedi yemek için köleliği kabul etmeyen tek canlıdır.
Kedi balık sever ama patilerinde yağ sevmez.
Kedinin gözünde herşey kendine aittir.
Akıllı bir kedinin belleğini silmeye ve bir kedinin kanepenizde bıraktığı tüyleri temizlemeye zaman yetmez. Yavru kediler şahaserdir./ Leonardo da Vinci

Kediyi kapatın bakın nasıl aslan oluyor. '' Kediler dört ayaklı bir aşktır.'' ''Kedi hakkındaki tek sır, neden evcilleştiğidir'' b.y.
O yüzden "Melek"ler, içe kıvrık patilerle gömülüyor.
Ve hayata "Şeytan"lar hükmediyor.
* * *
Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır...
Şefkate kanmış mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış hayta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir..
16 Şubat 2008 Cumartesi
Ve-pisi
15 Şubat 2008 Cuma

- Dış ses (Pavese): Yalnız sağlıklı insan aklıyla yaşasaydı değmezdi yaşamaya, can sıkıcı olurdu. Tam aksine, güzel olan, dünyanın gökyüzü altında bir deliler topluluğunu andırması."
- "Gizlice en çok korkulan şey gerçekleşir hep sonunda...Bütüngerekli olan biraz cesaret...Sözler değil.Eylem.Artık..............."
kedi CaN 'a "bunları yazmakla çıldırmaktan kurtulunur mu?"
Bakan göz o anlatılanı dinlemektedir. Nasıl gözse!.. İşte bundan ötürü bakıyorum ona. Baktığımı biliyor, susuyor, önüne bakıyor. Ne düşündüğünü bildiğimi biliyor."
İpi uzatmıştım, elimdeydi, çekişine göre ya düğümü sağlamlaştıracak ya da çözecekti. Bekliyordum. Başını salladı. Bekliyordum..."
olric
tutunamayanlar13 Şubat 2008 Çarşamba
....
Güçlü ve güzel kalmalıyım: Kışın, yazın ve daha çok hüzünlü sonbahar geceleri. İnan dokunduğum bir koku bu; ellerime inan... Hiç ağlamadığın bir şey mi yoksa sana anlatmaya çalıştığım... Doğruyu söyle... Çünkü benim için bir gün kızıl bir sabahtı. Kırmızı paltolu bu küçük kızı kimsenin gözü bir yerlerden ısırmıyordu. İnanabilirdin o zaman kanatsız bir melek olduğuma. Yüreği taştan bir kaderin esiriydim ve yakabilirdim tüm kenti... Şimdi bana dokun, öyle yavaş... affetmek yok... kalbin üzerinde unutulmuş bir el gibi, göreceksin daha çok seveceğim seni. İnan anımsadığın bir koku bu... İnan anımsadığın bir koku bu... Ellerime inan... u.u.
alkol köötü bişii

Tıbbi Sonuçlar Karaciğerin harap olması, Kardiyomiyopati (kalp büyümesi),Anemi (kansızlık), Yüksek tansiyon,Trombositopeni(pıhtılaşma sağlayan hücrelerde azalma),Miyopati (kas yıkımı), Kanser, Teratojenite (anne karnındaki bebekte anormallikler), Pankreatit (pankreas iltihabı), Pnömoni (zatürree), Merkezi sinir sistemi bozuklukları (retrobulbar nörit, Wernike-Korskof Sendromu ve bunaması, serebeller atrofi)








.jpg)










teşekkürler:)

















